MENU

Tehlikeli derecede kendi kendini eğitmenin yolu

Not biriktirmek yerine sonuç üreten bir öğrenme sistemi kur: proje, sınav veya beceri üzerinden “tehlikeli” derecede self-educated ol.

İçindekiler

Altını çizdiğin onca sayfaya rağmen bir şeyi gerçekten anlatamıyor musun? Not uygulaman dolup taşıyor ama zihnin bomboş gibi mi? Günün sonunda “Bugün ne öğrendim?” sorusunun cevabı, aslında “Bugün ne tükettim?”e dönüyorsa burada tatsız bir gerçek var: öğrenme diye yaptığımız şeylerin önemli kısmı, öğrenme değil.

Craig Perry’nin Substack’te yayımladığı yazı tam buraya basıyor. Craig Perry’nin “tehlikeli derecede kendi kendini eğitmek” yazısına göre insanların çoğu, bilgiyi depolamayı öğrenmek sanıyor. Kitaplardan satır satır not çıkarmak, “second brain” klasörlerinde 70 bin kelime biriktirmek, yürürken podcast dinleyip ertesi gün hiçbir şey hatırlamamak… Zihin bir noktada bunu “ilerleme” diye etiketliyor; ego rahatlıyor. Ama hayat değişmiyor.

Asıl ayrım burada: öğrenmenin testi bildiklerin değil, değişen şeylerdir. Daha iyi yazıyor musun? Sınavı geçiyor musun? İşinde daha hızlı karar alıyor musun? Bir beceride somut bir seviye atlıyor musun? Eğer çıktı yoksa, bilgi sadece dekor.

Not mezarlığı: düzenlemek anlamak değildir

Perry’nin örneği çok tanıdık. Üç felsefe klasiğinden (Russell, Platon, Aristoteles) üç ay boyunca Obsidian’a yaklaşık 70.000 kelime not yazıyor. Sonra o notlarla bir deneme yazmaya oturuyor ve fark ediyor ki; notları tekrar okumadan tek bir fikri bile akıcı şekilde kullanamıyor. O an dank ediyor: “Notlarıma bakmadan kullanamıyorsam, ben öğrenmemişim. Sadece kitabı hard diske taşımışım.”

Buradaki problem not almak değil; notun amaç haline gelmesi. Düzen, etiket, klasör, özet… Bunlar ancak bir şeyi zaten anladıysan işe yarıyor. Anlamayı ikame edince, öğrenme süreç değil arşivleme oluyor.

Zihin doğrusal çalışmıyor. Bilgi, bir tren rayı gibi baştan sona giderek değil; örümcek ağı gibi bağlantılar kurarak yerleşiyor. Bağlantısız notlar “bilgi” gibi görünse de, hafızada tutunacak bir yere bağlanmadığı için ilk fırsatta uçup gidiyor.

Sonuç odaklı öğrenme: “şimdi” işe yarayan bilgi

Bu noktada Perry’nin önerdiği yaklaşım daha sert ama daha gerçekçi: Sadece hemen kullanabileceğin şeyleri öğren. Buna “outcome-based learning” diyor; yani sonuç üzerinden öğrenme.

Mantığı basit: Öğrenmeyi soyut bir “hazırlık” dönemi olmaktan çıkarıp, gerçek bir hedefe bağladığında beyin daha iyi kodluyor. Çünkü bilgi artık “bir gün lazım olur” değil, “bugün bu problemi çözüyor” oluyor.

Bu yaklaşım, yıllardır gözümüzün önünde olan bir şeyi tekrar hatırlatıyor: İnsanlar gerçekten bir şeye ihtiyaç duyduğunda deli gibi hızlı öğreniyor. İlk iş gününde Excel, ilk sunumdan önce hikâye anlatımı, ilk sparring’den önce savunma… Çünkü risk var, geri bildirim var, sonuç var.

Üç sahne: proje, fiziksel beceri, sınav

Perry yazısında bunu üç farklı alana yayıyor ve bence değerli kısmı da bu: Herkes “öğrenmek istiyorum” diyor ama herkesin sahası aynı değil. Kimi yaratıcı üretim peşinde, kimi somut beceri, kimi de bir sınav veya teori.

Birinci sahne yaratıcı proje: Bir bülten, bir YouTube kanalı, bir podcast, bir tasarım portfolyosu… Burada öğrenmenin ölçüsü okunmuş kitap sayısı değil; yayınlanmış iş. Başlık yazmayı öğrenmek istiyorsan 30 başlık yazıp hangisinin tıklandığına bakarsın. Hikâye anlatmayı öğrenmek istiyorsan her hafta bir metin yayımlayıp okur geri bildirimi toplarsın. Perry’nin 8 ayda bültenini 21.000+ aboneye taşıma örneği de bunun altını çiziyor: “İki saat tutorial izlemek yerine, önümdeki engeli çözdüm, bir sonraki engeli çözdüm.”

İkinci sahne fiziksel beceri: Jiu-jitsu gibi. Burada not tutarak ilerleyemezsin; çünkü bedenin öğrenmesi gerekir. Tekniği izlersin, denersin, pozisyonu kaybedersin, tekrar denersin. Geri bildirim anlıktır ve acımasızdır. Bu yüzden fiziksel beceriler, sonuç odaklı öğrenmenin en saf halidir: Uygulayamıyorsan bilmiyorsundur.

Üçüncü sahne okuma listesi ve sınav: En “soyut” görünen alan bile sonuç odaklı tasarlanabilir. Bir konu çalışıyorsan hedefi netleştirirsin: Bir makaleyi eleştirel özetleyebilecek misin, bir problemi çözebilecek misin, bir deneme yazabilecek misin? Okuma listesi, “okunacaklar” mezarlığı değil; belirli bir tarihte gireceğin bir “kendi sınavın” için mühimmat olur. Bilgi, ancak geri çağırma pratikleriyle ve kullanımla kalıcılaşır.

Tehlikeli derecede self-educated olmak ne demek?

“Tehlikeli” kelimesi burada havalı bir slogan değil. Tehlikeli, çünkü böyle biri kurumlardan bağımsız öğrenebilir; doğru soruyu bulur, gerekli kaynağı seçer, uygular, ölçer, iterasyon yapar. Diploma veya kurs sertifikası olmadan da sahada iş çıkarır.

Ama bunun bedeli var: Zihni oyalayan sahte ilerlemeleri bırakman gerekiyor. Altını çizmek, ekran görüntüsü almak, not şablonu tasarlamak… Bunların hepsi bazen faydalı olabilir; fakat eğer günün sonunda elinde bir çıktı yoksa, bunlar sadece düzenli görünmekten ibaret.

Son söz: Depolama pasiftir, icra öğrenmedir

Kendi kendini eğitmenin en temiz formülü şu: Öğrenmeyi depolama işi olmaktan çıkarıp icraya bağla. Bilgi dışarıda durdukça “kaynak”, içeride işlendiğinde “bilgi” olur. Zihin bir kasa değil; bir ağ. O ağı büyüten şey de klasörler değil, gerçek problemler ve onların üstüne yürüdüğün pratikler.

Bugün kendine tek bir soru sor: Şu an öğrendiğini sandığın şey, hayatında neyi değiştirdi? Cevap net değilse, muhtemelen daha fazla bilgiye değil; daha fazla uygulamaya ihtiyacın var.

Yorumlar yalnızca üyelere açık. Saygılı ve yapıcı bir dil bekliyoruz.

Spam yok Tek tıkla çıkış Haftalık